20 Ocak 2013 Pazar

KİBYRA ANTİK KENTİ

        KİBYRA

Burdur’a bağlı Gölhisar İlçesi’nin hemen kuzeybatı kenarındaki tepelerde konumlanan Kibyra antik kenti, antik dönemde Likya, Karya, Pisidya ve Frigya kültür bölgelerinin kesişme noktasında; kuzeyi güneye ve doğuyu batıya bağlayan ticaret yollarının tam merkezinde konumlanır[1]

Adının anlamı henüz kesin olarak bilinemese de Kibyra, Hellence bir ad değildir. Ortak kanı, sözcüğün Geç Tunç Çağı’ndan itibaren Batı ve Güneybatı Anadolu’da yaygın olarak kullanılan Eski Anadolu budunlarından Luvi Halklarının konuştuğu dile ait olduğu ve bu bilmediğimiz ilk adlandırmanın Hellen ağzında “Kibyra”  formuna dönüştürüldüğüdür[2].
Kibyra ile ilgili tarihsel bilgilerin büyük çoğunluğu, Amasralı gezgin Strabon’un anlatımlarına dayanmaktadır. “Kibyralılar’ın Lidyalılar’ın soyundan oldukları söylenir. Kibyralılar Pisidia, Solym, Yunan ve Lidya dilleri olmak üzere dört dil kullanırlardı, fakat Lidya’da Lidyalılar’ın diline ait en ufak bir ipucu yoktur. Bunlar Kabalia’yı ve çevresindeki Pisidialılar’ı ele geçirdiler ve oraya yerleştikten sonra kenti, çok iyi tahkim edilmiş ve çevresi yaklaşık yüz stadia olan başka bir yere taşıdılar[3].(bkz. harita 2.) Strabon’un kentin taşınmasıyla ilgili bu anlatımı, Kibyra’ya yaklaşık 18 km. uzaklıktaki Uylupınar antik yerleşmesindeki Arkeolojik bulgularla da desteklenir. Gölhisar’a bağlı Uylupınar Köyü çevresindeki ve Gölhisar Gölü kıyısındaki kayalık tepeliklere yayılmış görünen yerleşim, Erken Demir Çağ’dan başlayıp süreklilik gösteren buluntulara sahiptir(bkz. res.1). Yani bu yerleşim, Kibyralılar’nın, olasılıkla İ.Ö. 4. - 3. yüzyıllarda, bugün görülebilen kentlerine taşınmadan önce yerleştikleri alandır[4].
Antik yazar;Bu kent iyi yasaları sayesinde kuvvetlendi, köyleri Pisidia ve komşusu Milyas’dan, Lykia ve Rhodoslular’ın Peraiası’na kadar yayıldı. Kentin civarında üç kent daha kuruldu bunlar; Bubon, Balbura ve Oenoanda’dır. Bunların oluşturduğu konfederasyona Tetrapolis adı verilir[5](bkz Har. 4) diye devam eder. Strabon’un anlattığı bu olayların, hangi tarihlerde meydana geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Tetrapolisin kuruluş tarihine ilişkin farklı değerlendirmeler vardır. M.Ö. 2. yy’da bölge açıkça değinilmesede Eumenes II’ye bırakılmış olmalıdır[6]. Bergama krallığının dağılmasından sonra Bubon, Balbura ve Oenoanda Kibyra başkanlığında bır Tetrapolis teşkil etmişlerdir[7]. “Bu Tetrapolis’de Bubon, Balbura ve Oenoanda’nın bir oy, Kibyra’nın ise iki oy hakkı vardır, çünkü Kibyra otuz bin piyade ve iki bin atlı çıkarabilmektedir[8].”  Kibyra  daima tiranlar tarafından idare edildi, fakat genede insaflı bir yönetim uygulandı, ancak tiranlık Moagetes zamanında sona erdi[9]. İ.Ö. 189 baharında Scipio’nun veliahtı Asia’daki ordunun komutanı daha önceden müttefikleriyle Antiochos’u bozguna ugratmış  Roma consulü Manlius Vulso Galatlar’a karşı ceza seferıne cıktı. İlk olarak  karlı göründüğü için seferin ana hedefinden vazgeçip güneye Karia’ya doğru yoneldi. Thebae’den yirmibeş talent ve bin ölçek tahıl aldıktan sonra dağların arasından ilerleyerek Kibyra yakınına geldi. Burada kentin tiranı  ile  Manlius Vulso arasında, uzun süren pazarlıklardan sonra tiran tarlaların yağmalanmasını ve şehre saldırılmasını önlemek için bin talent para ve on bin ölçek tahıl ödedi[10]. Moagetes devrinde Kibyra’nın Likya ile ilişkileri pekte dostane değildir. Moagetes Kabalis’teki Bubonlular’la beraber Araxa’ya saldırır, bu olayın ardından Likya Birliği, Moagetes’e gönderdiği elçiyle olayı protesto etmiştir[11]. Moagetes’in tiranlığı döneminde Kibyra’nın güçlü bir ordusu vardır. Araxa’ya saldırabildiğine göre, Bergama krallığının yada Roma’nın etkisi fazla değildir[12].  Likya’nın kuzeyinde böylesi bir güç ve Likya birliği üyesi bir kente nasıl olupta saldırabildiği anlaşılamamaktadır[13]. Büyük ihtimalle II. Attalos ( M.Ö. 159-138 ) zamanında Bubon ve komşu kentlerin tiranı, Molcestes ( Moagetes ? ) olmalıydı. İ.Ö. 167 yılında ortaya çıkan Roma’nın zayıflatma politikası ve Rhodos gücüne karşı Kibyra’nın ve Caunos’un birkaç isyan girişimi olmuştur[14].
Kibyra’da İ.Ö. 1. y.y. da yaşanan gelişmeler hakkında Strabon şu bilgileri vermektedir; “Murena tiranlığı yıktı ve Balbura ile Bubon’u Likya topraklarına kattı. Fakat bugün Kibyra’nın kaza yetkisi Asiadakiler’in en genişi sayılmaktadır”[15]. İ.Ö. 84 yılında Roma generali Murena, Kibyra başkanlığındaki tetrapolisi dağıtarak  Kibyra’yı Asia eyaletine dahil etmiş, ayrıca  tetrapolisin diğer üç şehri Bubon, Balbura ve Oenoanda’yı da Likya topraklarına katmıştır[16]. Kibyra ile ilgili bir diğer önemli olay da İ.S. 23’deki depremdir. Büyük hasara neden olan depremin tahribatı Tiberius’un yardımlarıyla geçiştirilmiş ve kent İmparatora şükranlarını belirtmek için Tiberius’u Caesarea Kibyra olarak isimlendirmiştir[17]. İ.S. 43’de Roma senatosu imparator Cladius’un emriyle Likya’nın bir Roma eyaleti olduğunu ilan etti. Bu tarihte  Likya’nın sınırlarının Kibyra’ya kadar genişlediği anlaşılmaktadır. Çünkü daha önce Asia eyaletine dahil edilen bu bölgede Likya eyaletinin ilk imparatorluk valisi olan, Quıntius Veranius’un Kibyra halkının Cladius tarafından atanmış Legatus Pro Praetore ünvanlı idarecisi olduğu ve Sydima’da bulunmuş bir kitabede de  Likya’nın valisi olarak zikredildiği tespit edilmiştir[18]. Kibyra Hadrian döneminde ( 117-138 ) parlak bir dönem yaşamıştır. M.S. 3. y.y. da Kibyra Got akınlarından nasibini alarak ufalmaya başlar[19].
Kibyra ana kenti birbirinden derin yarlarla ayrılan üç tepelik üzerinde oturmaktadır. (bkz. harita 2)  Kentin çok ve çeşitli mimari tipleri barındıran Nekropolü, üç yandan kamu yapılarının yoğun olarak görüldüğü ana tepeliği çevreler. Bu yapılar doğuda Stadion’dan batı uçtaki Tiyatro ve Meclis Binası’nın oturduğu sırt arasında yoğunlaşmıştır. Aynı aks üzerinde, ana cadde, ikincil yollar, bazilika, tapınaklar, Aşağı ve Yukarı Agoralar’ın yanı sıra; kentin ekonomik yaşamının canlılığını belgeleyen küçük işletmelerin bulunduğu da görülür[20].
Antik kaynaklar ve yazıtlardan okunan bilgilere göre; Kibyra özellikle demir işlikleri, dericilik ve at yetiştiriciliğinde ünlüdür. Buna çömlekçilik de eklenmelidir; çünkü Tiyatro tepesinin güney yamaçlarında hemen göze çarpan akıntı seramik parçalarının türü, yapısı ve yoğunluğu buna işaret etmektedir. Üretim hatası içeren parçalar ve kalıpların çokluğu da Kibyra’nın, en geç Hellenistik Dönem içlerinden başlayarak seramik ürettiği ve atölyelerinin, tıpkı Sagalassos’ta olduğu gibi, tiyatronun arkasındaki tepede konumlandığını göstermiştir. Ele geçen malzemenin niceliği ve niteliği, seramik üretiminin kent endüstrisinde önemli bir yeri olduğunu belgelemektedir[21]. (Bkz. Res..2-3-4-5)
Kent Nekropolü’nde yapılan yüzey araştırmalarında, kentin mezar geleneğine ilişkin farklı mimari formlar tespit edilmiştir. Bunlar yaygın olarak; lahit mezarlar, yer altı oda mezarları ve anıt mezarlardır[22]
TİYATRO
Büyük oranda sağlam durumdaki Tiyatro; tüm manzaraya hâkim konumda, ana tepenin doğu yamacına yerleştirilmiştir. Yarı dairesel planlı üç katlı oturma sırası, beş kapılı sahne binası ve yaklaşık sekiz bin kişilik izleyici kapasitesiyle, Anadolu’daki orta büyüklükte birçok antik tiyatroyla özdeştir. Oturma yerlerine, bugün güneydekinin süslü kapısı tamamen sağlam durumda görülebilen, yanlardaki iki tonozlu geçitle ulaşılır. Oturma sıralarını yatay bölen diazoma parapet bloklarında, kentin ileri gelen kişi ve ailelerinin isimleri, kent için yaptıkları hayır işleri Hellence olarak kazınmıştır. Yukarısında, oturma sıralarının hemen bitiminde, daha sonradan kiliseye çevrilmiş bir tapınak kalıntısı görülebilmektedir[23].
STADİON
Kentin batı yamacında bulunur, ana caddenin ucunda yer alan anıtsal giriş kapısından sonra, ikinci bir anıtsal kapı ile girilir, tek sphendoneli “U” formludur. (bkz. res.) Yaklaşık 12 -13 bin kişilik kapasitesi yanında 200 m.’ye varan pist uzunluğuyla Anadolu’nun en görkemli stadionları arasında sayılmaktadır. Stadion’a, yüksekliği 7m., uzunluğu 30 m.’ye varan anıtsal bir kapı ile girilir. (bkz.res.) Yapının batı tarafı, yamacın yüksek olan ana kayasına yaslandığı için 21 oturma basamağı yerleştirilmiştir. Bunun tersine doğuda düşen kod, bir istinat duvarı ile güçlendirilmişse de ancak 7 oturma basamağı konulabilmiştir. Batı oturma sıralarının tam ortasında, diğer birçok Stadionda görülmeyen bir protokol alanı ayrılmış ve hemen karşısına açılan kapı ile sporcuların sırayla sahaya girip protokoldekileri selamlamaları sağlanmıştır. Stadionun diğer bir kapısı, güneydeki apsisin tam ortasındaki tonozlu kapıdır. Batı oturma sıralarının üzerinde yer alan ve tüm batı cephe boyunca izlenen portiko, stadiona anıtsal bir cephe kazandırmıştır. Bu yapı stadiona kuzeyden girişi sağlayan anıtsal giriş kapısına benzerliğiyle, göz yormayan ve mimari olarak bütüncül bir yapılanma ortaya koyar. Her 4m. aralıkta bir yerleştirilmiş, birbirlerine kemerle bağlanan ayakların üzerine yükseltilmiş Portikonun toplam yüksekliği yaklaşık 6 m.’dir ve tüm stadion batı oturma sıraları boyunca görülmektedir. Portikonun üst blokları üzerinde yer alan uzunca ithaf yazıtı, M.S. 2. yüzyılın sonları ve 3. yüzyılın başları arasında tarihlendirilmiştir. Portiko alanının ardında baştan sona devam eden ve daha geç bir dönemde yapıldığı düşünülen teras duvarı ise yapıyı batıda sınırlandıran son mimari alandır[24]
            AGORA
Tiyatro ve Stadion’u birbirine bağlayan doğu – batı doğrultulu Ana Cadde, kuzey – güney yönünde uzanan Agora’yı tam ortadan böler. Yolun güneyi Aşağı Agora olarak adlandırılmış olup, yan yana konumlandırılmış dükkanlarıyla daha çok ticari işlevli olmalıdır. Yukarı Agora ise, doğusunda üç terasa oturtulmuş üstü kapalı sütunlu galerileriyle sosyal işlevlidir. Yukarı Agora’da yuvarlak planlı bir çeşme yapısı görülebilir. Yukarı Agora’nın teras duvarlarındaki geç dönem tamiratlarında Agora içindeki yapılara ait mimari elemanlar kullanılmıştır.(bkz. Çiz.2) Agora’nın kuzey batı köşesine yakın konumda, büyük oranda sağlam durumdaki Roma Dönemi Hamam yapısı ve onun önündeki düzlükte Gymnasion yer almaktadır[25].   

            BOULEUTERİON
Tiyatronun batısına konumlanan Bouleuterion yarım yuvarlak forma sahiptir. (bkz. çiz.4) Meclis binasının batı köşesinde tonozlu bir oda mevcuttur. Bu odanın Anadolu’da örnekleri görülen arşiv odası niteliğinde kullanılmış olma olasılığı yüksektir. Sahne binası ile ilgili fazla bilgi edinememekle birlikte, caveanın iki bölümlü olduğu tespit edilmiştir. Üst caveada 17 oturma sırası bulunmakta, alt caveada ise 14 adeti tespit edilmiş olmakla birlikte yine 17 oturma sırasının bulunduğu tahmin edilmektedir. İki cavea arasında 1.20m genişliğinde bir diazoma bouleuterionu çevrelemektedir. Batıda diazomaya parados bağlantılı bir kapı açılmaktadır. Alt caveanın en üst oturma sırası aralıklı olup; diozamada hareket halinde olan kişiler için bir korkuluk görevi yapmaktadır. Orkestrada yapılan sondajla, bouleuterionun üstünün kiremit çatı ile örtülü olduğu ve bir yangın sonucu bu çatı çöktükten sonra onarılmadığı anlaşılmıştır. Ölçümler sonucunda bouleuterionun 4000 kişilik olduğu tespit edilmiştir[26]




[1] Ekinci ve diğ 2007
[2] Özüdoğru 2009
[3] Strabon, XIII
[4] Özüdoğru 2009
[5] Strabon, XIII
[6] Küçük, 1999
[7] Akşit, 1955
[8] Strabon,  XIII
[9] Magie, 1965, Vol. 1
[10] A.g.e, s. 281 vd.
[11] Magie, 1965, Vol2
[12] Küçük, 1999
[13] A.g.e, s.8 vd.
[14] Magie, 1965, Vol. 2
[15] Strabon, XIII
[16] Magie, Vol. 1
[17] Bayburtluoğlu, 2004, s. 187
[18] Akşit, 1971
[19] Bayburtluoğlu, 2004, s. 187
[20] Ekinci ve diğ. 2007
[21] Özüdoğru 2009
[22]  Ekinci ve diğ. 2007
[23] Özüdoğru 2009
[24] A.g.e
[25] A.g.e. (baskıda)
[26] Başer 1990

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder